ARKADAŞINA GÖNDER
Sol Ayağa Özgürlük
İsim Soyisim
E-Posta
Alıcı E-Posta
Mesaj
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
www.otohaber.com.tr

YAZARLAR

05 Mayıs 2014, Pazartesi
Sol Ayağa Özgürlük
HALİT BOLKAN Sol Ayağa Özgürlük
Yazarın Tüm Yazıları

Örneğin, büyük caddeleri ve zenginliğiyle ABD otomobilleri her zaman en büyük, gösterişli ve güçlü otomobiller olarak anılırdı. Buna karşılık Avrupalılar daha küçük boyutlu, ekonomik ve kullanışlı modellere yönelmişti. Bu durum elbette 2. Dünya Savaşı sonrası iyice belirgin hale gelmişti. O yıllarda güvenlik ne otomobil firmalarının ne de araç sahiplerinin henüz gündemine girmemişti. Elbette Volvo ve Mercedes gibi birkaç istisna marka vardı ama konfor ekipmanları çok daha önemliydi. Sonuçta otomobil zenginlik simgesiydi ve sahipleri konfor ve lüks arıyordu. O dönemin teknolojisiyle üretilen manuel şanzımanlar sürüş konforu konusunda zayıftı. Vites geçişleri sarsıntılı, debriyaj pedalları çok sertti. Buna bir çözüm bulunmalıydı, vitesler kendi kendine değişebilir miydi?

Vitesleri sürücünün müdahalesine gerek olmadan kendi kendine değiştirebilen otomatik şanzıman fikri 20. Yüzyılın başında zaten gündeme gelmişti ama teknik imkansızlıklar, malzeme teknolojisindeki yetersizlikler nedeniyle hayata geçirilememişti. 1930'lu yıllarda Chrysler gibi bazı markalar bu fikrin temelinde yatan sıvı kavrama teknolojisi üzerinde çalışmaya başladı. Nihayet 1939 yılında General Motors, dünyanın ilk seri üretim otomatik şanzımanını Hydra-Matic adıyla tanıttı. 1940'ta Oldsmobile ve Cadillac modellerinde isteğe bağlı olarak sunulan Hydra-Matic, Amerikan otomotiv sektörünü derinden etkilemekle kalmadı, Avrupa'da da yankı buldu. General Motors, Hydra-Matic'i Bentley ve Rolls-Royce gibi markalara da satarken, Mercedes de kendi şanzımanını geliştirdi. Günümüzde kullanılan tork konvertörlü otomatik şanzımanın öncüsü ise Buick tarafından 1948 yılında tanıtılan 2 ileri vitesli Dynaflow'du.

Sürücüleri sol ayağını tatile çıkaran otomatik şanzıman teknolojisi, genel olarak çok az viraja sahip ABD yollarında birinci tercih oldu. Sonuçta tork konvertörlü otomatik şanzımanlar yakıt tüketimini artırsa da benzinin ucuz olması, düz ve geniş yollardaki konforu ve şehir trafiğinde yorucu olmaması sayesinde ilk tercih olurken, Avrupa'da virajlı ve dar yollarda, daha ekonomik ve kullanışlı olan manuel şanzımanların krallığı kurulmuştu.

Elbette Türkiye de Avrupa ile benzer yaklaşıma sahipti: Otomatik şanzıman sadece lüks otomobiller için uygundu. Hatta Türkiye'de otomatik şanzımanlı araç kullananlar acemi ya da beceriksiz olarak bile yaftalanıyordu. Ancak yollardaki otomobil sayısı artıp sürücüler saatlerini sıkışık trafikte geçirmeye başlayınca, Avrupalılar gibi Türk sürücüler de konfor peşinde koşmaya başladı. Artık otomatik şanzıman lüks değil ihtiyaç olarak görülmeye başlandı. Otomobil ve yan sanayi firmaları da boş durmadı. Farklı çalışma prensiplerine ve teknolojilere sahip otomatik şanzımanlar hızla yayıldı. Türkiye'de 2014 yılı Ocak-Mart döneminde satılan otomobillerin yüzde 45,2'si (2013 % 37,9) otomatik şanzımanlıydı. Orta üst ve üst sınıfta yüzde 90'ın üzerinde otomatik şanzıman tercih edilmesi zaten normalken kompakt sınıfta yüzde 43,9'luk pay (2013 %38,4) gerçekten şaşırtıcı bir sonuç. Anlaşılan o ki, yakın bir gelecekte Türkiye pazarında otomatik şanzımanlı otomobil satışları manuel şanzımanlıları geçebilecek potansiyele sahip.

Kazasız günler dileğiyle...

kalan karakter 2000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan OTOHABER veya otohaber.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.